Öğrenciyle ödev pazarlığı: neyi tartışmaya açmalı
Ödev tartışmalarının çoğu ödevle ilgili değildir. Söz hakkı tanıyan ama sınırı net bir düzen kurmanın yolları.
Selin Akalın Güncelleme: 4 dk okuma
Ödev meselesi, evlerin akşam saatlerini en çok geren konuların başında gelir. Bir tarafta bitirilmesi gereken bir iş, diğer tarafta yorulmuş bir çocuk ve sabrı tükenmiş bir yetişkin vardır. Konuşma çoğu zaman aynı yerden başlar ve aynı yerde biter: "Hadi başla" ve "biraz sonra". Bu döngüde asıl kaybedilen şey ödev değil, çocuğun öğrenmeyle kurduğu ilişkidir.
Ödev pazarlığı denince akla genellikle taviz vermek gelir. Oysa pazarlık, burada olumsuz bir kelime değildir. Çocuğa hiçbir söz hakkı tanımayan bir düzen, ancak dışsal baskı sürdüğü sürece işler. Baskı kalktığında, örneğin ergenlikte ya da üniversitede, düzen de çöker. Amaç, çocuğun kendi işini yönetme kasını çalıştırmaktır.
Tartışmanın gerçek konusu
Ödev tartışmalarının çoğu ödevle ilgili değildir. Çocuk yorgundur, konuyu anlamamıştır, başarısız görünmekten korkmaktadır ya da gün içinde hiç kendine ait zaman bulamamıştır. Bu nedenlerin her biri farklı bir çözüm gerektirir; ama hepsi aynı davranışla, yani erteleme ile ortaya çıkar.
Bu yüzden ilk yapılacak şey, direncin kaynağını sormaktır. "Neden başlamıyorsun" sorusu suçlayıcı gelir ve genellikle "bilmiyorum" cevabını alır. Bunun yerine "en zor gelen kısmı hangisi" ya da "nereden başlasan daha kolay olur" gibi sorular, çocuğu düşünmeye davet eder ve çoğu zaman gerçek engeli ortaya çıkarır.
Pazarlığın sınırlarını belirlemek
İyi bir pazarlıkta bazı şeyler tartışmaya açık, bazıları kapalıdır. Ödevin yapılıp yapılmayacağı tartışmaya açık değildir. Ne zaman yapılacağı, hangi sırayla yapılacağı, arada kaç mola verileceği, nerede oturulacağı ise tartışmaya açıktır.
Bu ayrımı açıkça söylemek, sonraki tartışmaların yarısını ortadan kaldırır. Çocuk, hangi alanda gerçekten söz sahibi olduğunu bildiğinde, o alanı kullanmaya odaklanır ve kapalı alanı zorlamaktan vazgeçer. Sabit bir kural belirsizlikten daha rahatlatıcıdır.
Zaman anlaşması yapmak
En işe yarayan yöntemlerden biri, ödev saatini birlikte belirlemektir. Çocuk okuldan geldikten hemen sonra çalışmayı tercih edebilir, bir başkası bir saat dinlenmeye ihtiyaç duyar. Bu tercih ona bırakıldığında, kararın sahibi de o olur.
Anlaşmayı somutlaştırmak önemlidir. "Akşama yaparım" belirsizdir. "Saat yedide masaya oturuyorum, iki bölüm bitince ara veriyorum" nettir. Süre belirlemek de yararlıdır; kırk dakika çalışıp on dakika ara vermek, bitene kadar oturmaktan hem daha verimli hem de daha az yıpratıcıdır.
Anlaşmaya uyulmadığında ise ceza yerine sonucu hatırlatmak gerekir. "Yedi buçuk oldu, anlaşmamız neydi" cümlesi, çatışmayı kişiselleştirmeden kuralı devreye sokar.
Yardım ile yapıvermek arasındaki çizgi
Ödev başında oturan yetişkinin en zorlandığı nokta budur. Çocuk takıldığında hemen cevabı vermek, kısa vadede tartışmayı bitirir ama uzun vadede çocuğa "ben yapamam, sen yaparsın" mesajını verir.
Daha iyi bir yaklaşım, benzer bir örneği birlikte çözmek ve asıl soruyu ona bırakmaktır. Ya da soruyu parçalara ayırıp ilk adımı sormak: "Burada önce neyi bulman gerekiyor?" Bu tür müdahaleler yardımı sürdürür ama sorumluluğu devretmez.
Bir başka faydalı sınır, ödevin kalitesinin çocuğun seviyesinde kalmasına izin vermektir. Yetişkin eliyle kusursuzlaştırılmış bir ödev, öğretmene yanlış bilgi verir ve çocuğun gerçek ihtiyacı görünmez kalır.
Uzun vadede ne kazanılır
Ödev pazarlığını iyi yöneten evlerde kazanılan şey, tamamlanmış defterlerden çok daha değerlidir: çocuk kendi zamanını planlamayı, zorlandığında yardım istemeyi ve verdiği söze uymayı öğrenir. Bu üç beceri, ileride hangi işi yaparsa yapsın yanında kalır.
Sabır burada tek başına yeterli değildir; tutarlılık gerekir. Aynı kuralın bazı günler uygulanıp bazı günler uygulanmaması, çocuğa kuralın gerçek olmadığını öğretir. Sakin, net ve tekrar eden bir düzen, yükseltilmiş sesten her zaman daha güçlüdür.
Ödev konusunda sık görülen bir başka çıkmaz, çocuğun tek bir dersten kaçınmasıdır. Genelde bu ders, çocuğun kendini yetersiz hissettiği alandır ve kaçınma büyüdükçe geri kalma artar. Burada baskı yapmak durumu kötüleştirir; çünkü çocuğun kaçındığı şey ders değil, başarısız hissetme duygusudur. Bu derse ayrılan süreyi kısaltmak, ilk soruyu birlikte çözmek ve küçük ilerlemeleri açıkça fark etmek, kaçınmayı yavaş yavaş çözer.
Ortamın kendisi de tartışmaların önemli bir parçasıdır. Televizyonun açık olduğu bir salonda ya da telefonun masada durduğu bir odada odaklanmasını beklemek gerçekçi değildir. Çalışma alanının sade, ışığın yeterli ve gerekli malzemenin elinin altında olması, iradeye yüklenen işi belirgin biçimde azaltır. Aynı şekilde, evdeki yetişkinin o saatlerde kendi işini yapması, çocuğa yalnız bırakılmadığı hissini verir.
Öğretmenle iletişim de bu düzenin parçasıdır. Ödevin gerçekten ne kadar sürmesi beklendiğini bilmek, evdeki beklentiyi gerçekçi kılar. Çoğu zaman evde iki saat süren bir ödevin okulda öngörülen süresi kırk dakikadır ve aradaki fark, ödevin zorluğundan değil odaklanma sorunundan kaynaklanır. Bu bilgi, tartışmanın yönünü tamamen değiştirir.