İçeriğe geç
Bitlis Ajans
Kavram Rehberi

Öğrenilmiş çaresizlik: denemeyi bırakmanın anatomisi

Kaybedilen şey yetenek değil, çabanın sonucu değiştirebileceğine dair inançtır. Kavramın tanımı ve tersine çevrilme yolları.

Bora Tanverdi 3 dk okuma

Bazı insanlar denemeyi bırakır. Dışarıdan bakıldığında bu, tembellik ya da isteksizlik gibi görünür. Oysa altında çoğu zaman çok daha spesifik bir öğrenme vardır: kişi geçmişte, ne yaparsa yapsın sonucun değişmediği bir dönem yaşamıştır ve zihni bundan genel bir kural çıkarmıştır. Psikoloji bu duruma öğrenilmiş çaresizlik adını verir.

Kavramın çıkış noktası

Öğrenilmiş çaresizlik, kontrol edilemeyen olumsuz durumlara uzun süre maruz kalan bireylerin, sonradan kontrol imkânı doğduğunda bile harekete geçmemesini tanımlar. Kritik nokta, kişinin yeteneğini kaybetmiş olması değildir; kaybettiği şey, çabanın sonucu değiştirebileceğine dair inançtır.

Bu ayrım önemlidir, çünkü çözümün nerede aranması gerektiğini belirler. Beceri eksikliği eğitimle kapanır. Kontrol inancının kaybı ise eğitimle kapanmaz; yeniden kazanılmış küçük başarı deneyimleriyle kapanır.

Günlük hayatta nasıl görünür

Bu hâl, dramatik bir çöküş gibi değil, sessiz bir vazgeçiş gibi görünür. Öğrenci ders çalışmayı bırakır, ama derse gitmeye devam eder. Çalışan fikir söylemeyi bırakır, ama toplantıya katılır. Kişi ortamdan kaçmaz; sadece o ortamda etki üretme çabasını keser.

En sık duyulan cümleler tanıdıktır: "nasıl olsa değişmez", "denedim, olmuyor", "benim söylediğimin bir önemi yok". Bu cümleler kişinin karakteri hakkında değil, geçmişte biriktirdiği deneyim hakkında bilgi verir. Çoğu zaman bir zamanlar gerçekten defalarca denenmiş ve gerçekten sonuç alınamamıştır.

Üç yaygın genelleme

Öğrenilmiş çaresizliğin yerleşmesinde açıklama biçimi belirleyicidir. Başarısızlığı kalıcı olarak açıklayan kişi ("bu hep böyle olacak"), geçici olarak açıklayan kişiden çok daha çabuk pes eder.

İkinci genelleme yaygınlıktır. Bir alandaki başarısızlığı hayatın tamamına yayan kişi ("hiçbir şeyi beceremiyorum"), o alana özgü gören kişiye göre çok daha ağır bir yük taşır.

Üçüncüsü kişiselleştirmedir. Sonucun tamamını kendi kusuruna bağlamak, koşulların ve şansın payını tamamen silmek anlamına gelir. Bu üç genelleme bir araya geldiğinde, tek bir olumsuz deneyim bütün bir dünya görüşüne dönüşebilir.

Tersine çevirmenin yolu

Kontrol inancını geri kazandıran şey büyük başarılar değil, sonucu görülebilen küçük eylemlerdir. Burada kritik ölçüt, eylemin sonucunun kişiye ait olduğunun net biçimde görülebilmesidir. Sonucu belirsiz ya da başkalarına bağlı işler, bu inancı onarmaz.

Bu yüzden başlangıç noktası olarak seçilecek alanın küçük, somut ve kişinin kendi elinde olması gerekir. Bir odayı düzenlemek, kısa bir yazıyı bitirmek, belirli bir mesafeyi yürümek gibi. Bunların önemi işin kendisinde değil, "yaptım ve değişti" cümlesinin yeniden kurulmasındadır.

İkinci adım, açıklama biçimini değiştirmektir. Bir şey yolunda gitmediğinde "hep böyle" yerine "bu sefer böyle oldu", "hiçbir şey" yerine "bu iş" demeye çalışmak yapay bir iyimserlik değildir; çoğu zaman daha doğru olan tarifi seçmektir.

Çevrenin payı

Bu kavram yalnızca bireysel bir mesele olarak ele alınırsa yanlış anlaşılır. Bir kişinin çabasının sürekli sonuçsuz kalması, çoğu zaman bir sistemin işleyişiyle ilgilidir. Fikirlerin hiç dikkate alınmadığı bir ekipte, kişiyi motive etmeye çalışmak sorunun yerini değiştirir ama çözmez.

Bu nedenle çevreyi yönetenler için asıl mesele, insanların çabasıyla sonuç arasındaki bağı görünür kılmaktır. Küçük bir geri dönüş, bir fikrin nereye gittiğinin söylenmesi, bir emeğin adının anılması; bunlar kontrol inancını korumanın en ucuz ve en etkili yollarıdır.

Aile ve okul ortamları için de aynı ilke geçerlidir. Bir çocuğun her denemesinin sonucu yalnızca not ya da başarıyla ölçülüyorsa, birkaç olumsuz sonuçtan sonra denemenin kendisi anlamsızlaşır. Oysa çabanın kendisi görülür kılındığında, yani "şu bölümü nasıl çözdüğün iyi olmuş" gibi süreçle ilgili bir geri dönüş verildiğinde, kontrol inancı ayakta kalır. Sonuç her zaman kişinin elinde değildir; süreç genellikle elindedir.

Bir de sabır meselesi vardır. Uzun sürede yerleşmiş bir vazgeçiş, birkaç günde çözülmez. İlk denemelerde ortaya çıkan tereddüt ya da isteksizlik, yöntemin işe yaramadığının değil, henüz yeterince tekrar edilmediğinin işaretidir. Kontrol inancı, tek bir başarıyla değil, üst üste gelen küçük kanıtlarla onarılır.

Sonuç olarak öğrenilmiş çaresizlik, insanın vazgeçmeyi de öğrenebildiğini gösterir. Öğrenilmiş olan her şeyin bir başka öğrenmeyle değiştirilebileceğini hatırlamak ise, kavramın en umut verici tarafıdır.

Paylaş: Facebook X WhatsApp

Kavram Rehberi bölümünden