İçeriğe geç
Bitlis Ajans
Kültür ve Sanat

Taşınırken Eşyalarla Vedalaşmak Neden Zordur

Kutulara girecekleri seçerken aslında hangi hikâyeyi sürdüreceğimize karar veriyoruz. Nesnelere tutunmanın sebebi işlev değil, hafıza.

Selin Akalın 4 dk okuma

Taşınma günlerinin en zor kısmı, sanılanın aksine kutuları taşımak değildir. Asıl zorlanma, neyin gideceğine karar verilirken yaşanır. Yıllardır açılmamış bir çekmecenin içindekiler önünüze serilir ve basit görünen bir soru sorulur: bu kalsın mı? Cevap vermek beklenenden çok daha uzun sürer.

Eşyalarla kurduğumuz bağ, çoğu zaman kullanışlılıkla ilgili değildir. Bir bardağı, kırık bir saati ya da eski bir defteri saklamamızın nedeni işlevi değil, taşıdığı hikâyedir. Bu yüzden ayıklama işi bir düzenleme faaliyeti değil, duygusal bir muhasebe halini alır.

Nesneler neden hafızayı taşır

İnsan hafızası nesnelere tutunmayı sever. Bir eşya, ait olduğu dönemi bütünüyle geri çağırabilir: bir ev, bir şehir, artık görüşülmeyen insanlar. Nesne, o dönemin somut bir tanığıdır. Bu yüzden onu elden çıkarmak, yalnızca bir eşyayı değil, bir tanığı bırakmak gibi hissedilir.

Bir başka etken de sahiplik duygusudur. Elimizde olan şeyleri, aynı şeyin elimizde olmayan haline göre daha değerli buluruz. Bu eğilim, bir eşyayı vermeyi bir kayıp gibi kurar. Oysa aynı eşya bir vitrinde görülse alınmayabilir. Değeri yaratan şey, sahip olunuyor olmasıdır.

Kalabalıklaşan evin sessiz maliyeti

Her şeyi saklamanın da bir bedeli vardır. Dolu dolaplar, üstü kapalı bir zihinsel yük üretir. Aranan şeyin bulunamaması, düzenin sürekli bozulması, alanın daralması hepsi küçük ama sürekli bir gerginlik kaynağıdır. Ev, dinlendirici olmaktan çıkıp yönetilmesi gereken bir sisteme dönüşür.

Taşınma, bu birikimin görünür hale geldiği ender anlardan biridir. Kutulanmak zorunda kalan her nesne, kendini beyan eder. Bu yüzden taşınma yorucu olduğu kadar arındırıcıdır da; yıllardır ertelenen bir karar bir haftaya sıkışır.

Vedalaşmayı kolaylaştıran yollar

Bu süreçte en çok işe yarayan yaklaşımlardan biri, nesneyi değil anıyı sakladığımızı fark etmektir. Bir eşyanın fotoğrafını çekmek, çoğu insanda o bağın büyük kısmını korur. Anı, nesnenin içinde değil, hatırlayanın zihnindedir; nesne yalnızca bir anahtardır.

İkinci bir yöntem, kararı ikiye ayırmaktır: "atmak" ile "devretmek" aynı şey değildir. Bir eşyanın başkasında işe yarayacağını bilmek, bırakmayı belirgin biçimde kolaylaştırır. Kayıp hissi, sürekliliğe dönüştüğünde hafifler.

Üçüncüsü, kararsız kalınanlar için bir bekleme kutusu oluşturmaktır. İçine konan eşyalar birkaç ay açılmazsa, o eşyaların hayatta gerçek bir yeri olmadığı kendiliğinden anlaşılır. Bu yöntem, karar verme baskısını zamana yayar ve pişmanlık ihtimalini azaltır.

Evin kendisiyle vedalaşmak

Taşınmanın az konuşulan tarafı, eşyalardan sonra sıranın mekâna gelmesidir. Boşalmış bir evin son hali, çoğu insanı beklemediği bir anda yakalar. Duvarlardaki izler, çıplak pencereler, yankılanan sesler. O ev artık bir mekân değil, orada geçen zamanın toplamıdır.

Bu anı aceleye getirmemek iyi gelir. Son bir tur atmak, odalarda kısa süre durmak, orada yaşananları anmak, kapanışı düzgün bir biçime sokar. Kapatılmayan geçişler, yeni evde uzun süre yerleşememe hissi olarak geri döner.

Yeni eve girildiğinde ise eski hayattan birkaç tanıdık nesnenin ilk günden yerini alması yardımcı olur. Aynı kupanın aynı rafta durması, sürekliliği duyulur kılar. Yeni bir yere alışmak, her şeyi yenilemekle değil, tanıdık birkaç ayrıntıyı yanında taşımakla kolaylaşır.

Bu süreçte başkalarının eşyalarına karar vermek ayrı bir hassasiyet ister. Ev halkından birinin gereksiz gördüğü bir nesne, sahibinde derin bir anlam taşıyor olabilir. Kimin neyi saklayacağına o kişinin karar vermesi, taşınma dönemindeki en yaygın tartışmaların önüne geçer.

Miras kalan ya da vefat eden bir yakından gelen eşyalarda ise ayıklama daha da ağırlaşır. Bu durumlarda acele etmemek, kararı aylar sonrasına bırakmak çoğu zaman en sağlıklısıdır. Yas sürerken verilen kararlar, sonradan pişmanlık üretmeye açıktır.

Sonunda taşınma, yalnızca adres değiştirmek değildir. Neyin bizimle geleceğine karar verirken, aslında hangi hikâyeyi sürdürmek istediğimize karar veririz. Bırakılan her eşya bir kayıp değil, taşımaya devam etmeyi seçmediğimiz bir yüktür.

Taşınma bittikten haftalar sonra bile bazı eşyaların eksikliği hissedilebilir. Bu his genellikle kısa sürer ve neredeyse hiç pişmanlığa dönüşmez. İnsanların büyük çoğunluğu, elden çıkardıklarını değil, sakladığı halde bir daha hiç kullanmadıklarını hatırlar.

Belki de en yararlı alışkanlık, bu ayıklamayı taşınma dönemine bırakmamaktır. Yılda bir kez yapılan kısa bir gözden geçirme, hem evi hafifletir hem kararı büyük bir kriz anına yığmaz. Küçük ve düzenli bırakışlar, tek seferde yapılan büyük vedadan çok daha kolaydır.

Paylaş: Facebook X WhatsApp

Kültür ve Sanat bölümünden